En Fazla İthalat Yaptığımız Ürünler Nelerdir? Bir İzmirli’nin Gözünden!
İzmir’de güne başlamak ne kadar zor olabilir ki, değil mi? Kahvaltı, sahilde yürüyüş, sonra bir güzel kumsalda güneşlenip, Instagram’a fotoğraf yüklemek. Tamam, belki biraz abarttım ama sonuçta İzmir’de yaşayan biri olarak hayatın hep “slow flow” gittiğini söyleyebilirim. Ama bir yanda da bu şehri seviyorum, çünkü burada her şey biraz daha rahat. Fakat… içimdeki mükemmeliyetçi, fazla düşünen ve kıyıda köşede kalan mühendis tarafım, hayatı her zaman olduğu gibi derinlemesine analiz etmek istiyor. Bu yüzden, bugün biraz farklı bir şeyler yazalım.
Konu şu: En fazla ithalat yaptığımız ürünler nelerdir? İzmirli bir gencin, gündelik hayatına mizahi bir şekilde nasıl dokunduğunu anlatmaya çalışacağım. Hem eğlenceli hem de düşündürücü bir yazı olsun istiyorum. Hadi başlayalım!
—
Yüksek Teknoloji mi? Tabii, Gözlüklerimizi Kaldırıp Bakıyoruz
Bir sabah, çayımı içerken aklıma takıldı: Türkiye, en çok ne ithal ediyor? Şimdi, bilgisayar, telefon ve tablet gibi şeyler aklıma geliyor tabii. Çünkü, adeta teknoloji bir bağımlılık halini aldı. Gerçekten, yeni bir telefon alırken benden önce telefona bakıp “bu modelin kamerası ne kadar megapiksel?” diye soran bir arkadaşım var. “O kadar megapikselin nesi var?” diye düşündüm. Hepimiz telefonlarımızla her şeyi kaydediyoruz. Ama bir fotoğrafı Instagram’a yüklemeden önce, resmin en iyi haliyle ‘yakışıklı’ olması için filtre ekleyip, gerçekten kimseye göstermiyoruz. (Evet, iç sesim yine devreye girdi!)
Ama işin komik tarafı şu ki: Türkiye, ABD ve Çin gibi ülkelerden teknoloji ürünlerine olan yüksek talep sayesinde yıllardır bu alandaki ithalatı artırıyor. Mesela bilgisayarlar, telefonlar, akıllı saatler, bilgisayar çipleri, kamera sistemleri… Anlayacağınız, her yerde ekran var. Peki, biz gerçekten bunları ihtiyaç olarak mı alıyoruz yoksa sadece şu anki trendi yakalayabilmek adına mı? Evet, işte o sorunun cevabı biraz karmaşık.
—
Akaryakıt ve Enerji: Ne Durumda?
Bazen kendi kendime düşündüğümde, “Acaba bu kadar akaryakıt ithal etmesek, Türkiye’nin ekonomisi ne kadar değişir?” diye sorarım. Sonra bir bakarım, gazete manşetlerinde döviz kurlarının yükseldiğini, petrol fiyatlarının arttığını okurum. Yani, içimdeki pragmatist “mühendis” hemen durumu çözmeye çalışırken, içimdeki “insan” tarafı biraz üzülür. Çünkü, akaryakıt fiyatları sadece araçları değil, aslında bir toplumun yaşamını da etkileyen bir şey.
Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ürünlerden biri olan akaryakıt, bu durumda tüm ekonomiyi etkileyen büyük bir parça. Bizim gibi otomobil sevdalıları ve sürekli araba almak isteyenler için akaryakıt gerçekten temel bir ihtiyaç. Ama şöyle bir şey var: Evet, biz ithalatla bunu sağlıyoruz, ama peki yerli enerji üretiminde bir adım atabiliyor muyuz? Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi falan, o kadar da güzel bir dünyaya sahipken niye hala petrol ithal ediyoruz? İronik değil mi?
İçimdeki “insan” bu durumu şu şekilde yorumluyor: “Akaryakıt, hepimizin cebinden çıkıyor. O yüzden petrol ithalatı ne kadar azalsa, o kadar iyi olur.”
—
Makine ve Ekipmanlar: Bir Düğmeye Bas, Dünya Çalışsın!
Bir gün, bir arkadaşım bana makine mühendisliğiyle ilgili bir soru sormuştu: “Neden her şey Japonya’dan, Almanya’dan geliyor?” Ben de şöyle yanıtladım: “Çünkü, Japonlar ve Almanlar bir şeyi yapıyorsa, bunu mükemmel yapıyorlar.” Yani, biz ne kadar ithalat yaparsak yapalım, her ürünün kalitesi de çok önemli. İşte burada en fazla ithalat yaptığımız ürünlerden biri, makine ve ekipmanlar. Türkiye, sanayileşme sürecinde teknolojik altyapısını güçlendirmek amacıyla makine, araç gereç ve ekipmanları dışarıdan alıyor. Bu ithalat da aslında Türkiye’nin gelişen sanayisinin temel taşlarını oluşturuyor.
—
Elektrikli Ev Aletleri ve Beyaz Eşya: Modern Hayat, Biraz da Kızgın Olmak!
İzmir’de bir evde otururken düşünmeden edemiyorum: Beyaz eşya ve elektrikli ev aletlerine olan bağımlılığımız. Şu an hiçbir şey anlatamıyorum çünkü evdeki tüm elektrikli aletler birbiriyle kavga halinde! Eskiden annemin kahve makinesiyle hep iyi anlaşırdık ama şimdi mutfak robotu, elektrikli süpürge, çamaşır makinesi falan hepsi kendilerini birer lider gibi gösteriyor. Adeta bir evde üç parti var: Kahve partisi, çamaşır partisi, bir de bulaşık partisi! Çalışan her makine, hayatı biraz daha kolaylaştırırken, maalesef elektrikli ev aletleri yine dışarıdan geliyor. Türkiye, bu alanda da ithalat yapmaya devam ediyor.
Beyaz eşya ve küçük ev aletleri, Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ürünlerden. Ama her şeyin bir bedeli var. “Peki, bu kadar makineyi ithal ederken, biz de kendimiz neden bu tür teknolojileri üretmeyelim?” sorusu kafamda çalıyor.
—
Yüksek Teknoloji Ürünleri: “Ona Hayır Demek Zor!”
İzmir’de kahvemi içerken her zaman şunu düşünürüm: Yüksek teknoloji ürünleri diyoruz ama bunları sadece “yeni” oldukları için almak zorunda mıyız? Yoksa aslında dünyadaki gelişmeleri takip etmek adına mı alıyoruz? Türkiye’nin ithalatında en fazla paya sahip olan teknolojik ürünlerden biri de yüksek teknoloji. Bilgisayarlar, yazıcılar, elektrikli cihazlar, telefonlar… Bu ürünler, yaşam tarzımıza ciddi şekilde etki ediyor. Ve elbette bu ürünlerin tamamı genellikle ABD, Japonya veya Güney Kore gibi ülkelerden geliyor.
Peki ya ben? Bir yanda telefonumla fotoğraf çekip Instagram’a yüklerken, bir yanda da “Neden hep ithalat yapıyoruz?” sorusunu soruyorum. Yani, yenilikçi düşünme potansiyeline sahip bir ülke olarak, belki de kendimizi bir “teknoloji üreticisi” olarak görmek zamanıdır.
—
Sonuç: İthalatla Gelen Dünya
Kısacası, en fazla ithalat yaptığımız ürünler gerçekten çok çeşitlilik gösteriyor. Akaryakıttan teknolojik ürünlere, makine ve ekipmanlardan elektrikli ev aletlerine kadar geniş bir yelpazeye yayılan bu ithalatlar, Türkiye’nin küresel ekonomik dinamiklerdeki yerini etkiliyor. Ama içimdeki insan bir yanda, dışa bağımlılıkla değil, iç kaynakları daha verimli kullanarak, daha sürdürülebilir bir ekonomi kurmanın yollarını arıyor. Sonuçta, ithalat kadar yerli üretimi desteklemek de önemli.
Benim gibi İzmir’de yaşamayı seven, her gün kendi içimde bir diyalog başlatan biri için, bu sorular ve cevaplar hep kafamı kurcalayan meseleler. Ama bir şey kesin: İthalatla gelen her şey, bir şekilde bizim hayatımıza dokunuyor.