İstanbul’da Bir Gün ve “Bap hangi üniversite?” Sorusunun Gölgesinde Görünmeyen Eşitsizlikler
“Bap hangi üniversite” hakkında araştırma yapanlar için hazırlanan bu içerikte önemli noktalara değineceğiz.
İstanbul’da 29 yaşında, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan biri olarak günlerim çoğu zaman sahada, toplantılarda ve toplu taşımada geçiyor. İnsanların hayatına doğrudan dokunan meseleleri dinliyorum, gözlemliyorum, not alıyorum. Ama bazı konular var ki ilk bakışta teknik gibi görünse de aslında toplumsal adaletin tam kalbine dokunuyor. “Bap hangi üniversite?” sorusu da bunlardan biri.
BAP, üniversitelerde yürütülen bilimsel araştırma projeleri için kullanılan bir destek mekanizması. Ama mesele sadece akademik bir fonlama sistemi değil. Bu sistemin kime nasıl açıldığı, hangi üniversitelerin daha çok kaynak alabildiği, hangi araştırmacıların destek bulabildiği; hepsi toplumsal cinsiyet, sınıf ve bölgesel eşitsizliklerle doğrudan bağlantılı.
Metroda Başlayan Gözlemler: Bilim Herkese Eşit Uzaklıkta mı?
Geçen hafta işe giderken metrobüste yanımda iki genç akademisyen olduğunu düşündüğüm kişi konuşuyordu. Birinin sesi heyecanlıydı, diğerinin daha temkinli.
“Bizim üniversitede BAP başvuruları çok zor geçiyor,” diyordu biri. “Bap hangi üniversite olursa olsun fark etmiyor sanıyordum ama değilmiş.”
Bu cümle kafama takıldı. Çünkü dışarıdan bakıldığında BAP sistemi tüm üniversitelerde benzer görünür. Ama içeride durum çok farklıdır. Kaynakların dağılımı, üniversitenin bulunduğu şehir, akademik kadro gücü ve hatta bölüm çeşitliliği bile süreci etkiler.
İstanbul, Ankara, İzmir gibi merkez üniversiteler ile Anadolu’daki yeni kurulan üniversiteler arasında ciddi bir uçurum var. Bu uçurum sadece bilimsel üretimi değil, kimin söz hakkı olduğunu da belirliyor.
Üniversite Koridorlarında Görünmeyen Eşitsizlik
Saha çalışması için gittiğim bir Anadolu üniversitesinde genç bir araştırma görevlisiyle konuşmuştum. Kadın bir akademisyendi. Gözlerinde hem umut hem de yorgunluk vardı.
“Projemi üç kere BAP’a sundum,” dedi. “Her seferinde ya bütçe yetersizliği ya da öncelik sıralaması nedeniyle reddedildi.”
O an şunu düşündüm: Bap hangi üniversite içinde daha avantajlı? Bu soru aslında sistemin eşit olmadığını gösteriyor.
Aynı projeyi İstanbul’daki bir köklü üniversite daha kolay kabul ettirebilirken, taşra üniversitelerinde bu süreç daha uzun, daha yorucu ve çoğu zaman daha umutsuz ilerliyor.
Bu sadece akademik bir mesele değil; bilgi üretiminin kimlerin elinde yoğunlaştığını belirleyen bir sosyal adalet sorunu.
Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden BAP Süreci
Bir başka boyut ise toplumsal cinsiyet.
Kadın akademisyenlerin BAP süreçlerinde daha fazla görünmez emek harcadığını sahada defalarca gördüm. Proje yazımında daha titiz, daha detaycı olmaları bekleniyor ama aynı zamanda bu emek çoğu zaman yeterince karşılık bulmuyor.
Bir toplantıda genç bir kadın araştırmacı şunu söylemişti:
“Projem kabul edilmediğinde sadece bilimsel olarak değil, kişisel olarak da başarısız hissediyorum.”
Bu cümle uzun süre aklımdan çıkmadı. Çünkü burada mesele sadece proje değil, sistemin kişiye yüklediği duygusal ağırlıktı.
BAP süreçlerinde erkek akademisyenlerin daha hızlı network kurabildiği, daha kolay kaynak bulabildiği durumlar da gözlemleniyor. Bu açık bir ayrım olmayabilir ama yapısal bir eşitsizlik olarak kendini hissettiriyor.
Toplu Taşımada Akademik Gerçeklik
Bir gün Kadıköy’den Beşiktaş’a geçerken vapurda iki farklı üniversiteden öğrencilerle sohbet ettim. Biri vakıf üniversitesinde, diğeri devlet üniversitesindeydi.
Konuşma BAP’a geldiğinde farklar daha da görünür hale geldi.
Devlet üniversitesindeki öğrenci, hocalarının proje yazarken sürekli bütçe sıkıntısından bahsettiğini söyledi. Vakıf üniversitesindeki öğrenci ise daha çok uluslararası projelere yöneldiklerini anlattı.
Burada yine aynı soru ortaya çıkıyor:
Bap hangi üniversite için gerçekten erişilebilir bir destek mekanizması?
Çünkü teoride eşit olan sistem, pratikte oldukça katmanlı bir yapıya dönüşüyor.
Sosyal Adalet Bağlamında Bilimsel Üretim
Bir sivil toplum çalışanı olarak beni en çok düşündüren şey şu: Bilgi üretimi eşit dağılmadığında, toplumsal adalet de eksik kalıyor.
Eğer bazı üniversiteler sürekli fon alabiliyor, bazıları ise sürekli dışarıda kalıyorsa; o zaman hangi sorunların araştırıldığı da değişiyor.
İstanbul’daki büyük üniversitelerde göç, iklim değişikliği, yapay zeka gibi konular daha çok çalışılırken, Anadolu’daki üniversitelerde yerel sosyal sorunlar çoğu zaman kaynak yetersizliğinden dolayı yüzeyde kalıyor.
Bu durum bilgi üretiminin merkezileşmesine neden oluyor.
Sokakta Gördüğüm Gerçek: Bilim ve Hayat Arasındaki Mesafe
Bir akşam işten çıkarken Taksim’e doğru yürüyordum. Bir kitapçı vitrininde akademik kitaplar vardı. İçeride genç bir çift konuşuyordu.
“BAP başvurusu kabul edilmezse tez yarım kalacak,” diyordu biri.
O an düşündüm: Bir akademik sistem, bir insanın hayat planını bu kadar doğrudan etkileyebilir mi?
Cevap maalesef evet.
Çünkü BAP sadece bir fon değil, aynı zamanda bir gelecek belirleyicisi.
Çeşitlilik Sorunu: Kimin Bilimi?
Çeşitlilik dediğimiz şey sadece cinsiyetle sınırlı değil. Bölgesel farklılıklar, etnik kimlikler, sosyoekonomik arka planlar da bu sistemin içinde belirleyici.
Bap hangi üniversite sorusu bu yüzden önemli. Çünkü üniversitenin bulunduğu yer, oradaki öğrencilerin ve akademisyenlerin hayata nereden başladığını da gösteriyor.
İstanbul’daki bir araştırmacı ile Doğu Anadolu’daki bir araştırmacının aynı sisteme aynı şartlarla eriştiğini söylemek gerçekçi değil.
Günlük Hayatta Akademik Eşitsizliklerin İzleri
Bazen ofiste mola sırasında konuşmalarımız bile bu konulara geliyor.
Bir meslektaşım şöyle demişti:
“Bazı projeler var ki sadece yazmak bile ayrıcalık istiyor.”
Haklıydı.
Çünkü proje yazmak sadece bilgi değil, zaman, ekip, mentorluk ve kaynak gerektiriyor.
Ve bunlar herkeste eşit değil.
BAP Sistemine Daha Yakından Bakmak
BAP sisteminin kendisi kötü değil. Aksine, doğru kullanıldığında bilimsel üretimi destekleyen çok önemli bir mekanizma.
Ama sorun, bu mekanizmanın eşit işlememesi.
Bazı üniversiteler daha fazla fon alıyor
Bazı araştırmacılar daha fazla görünür oluyor
Bazı şehirler bilimsel üretimin merkezi haline geliyor
Bazı sesler ise hiç duyulmuyor
Bu tablo içinde “Bap hangi üniversite daha avantajlı?” sorusu sadece teknik bir soru değil, aynı zamanda adalet sorusu haline geliyor.
Son Düşünceler: Görünmeyen Dengesizlikler
Bunu da Okuyun: Hangi hayvan tek gözlü ?
İstanbul’da yaşarken her gün farklı hikâyeler duyuyorum. Metroda, vapurda, ofiste, sokakta… Ama bazı hikâyeler diğerlerinden daha sessiz.
BAP meselesi de öyle. İlk bakışta akademik bir konu gibi duruyor ama içine girdikçe toplumsal yapıyı nasıl şekillendirdiğini görüyorsun.
Kadın akademisyenlerin görünmez emeği, taşra üniversitelerinin kaynak mücadelesi, genç araştırmacıların umudu ve hayal kırıklığı… Hepsi bu sistemin içinde bir yerde birleşiyor.
Ve belki de en önemli soru şu:
Bilim gerçekten herkese eşit uzaklıkta mı?
Bu sorunun cevabı, sadece üniversiteleri değil, toplumu da şekillendiriyor.
Değerli Rekoryapiinsaat okurları, “Bap hangi üniversite” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!